Bir Kadın Sanatçının Başka Bir Alanda Mücadele Etmesi
Burada Perran Kutman’ın kadın bir sanatçı olarak kariyerine de başka bir açıdan bakabiliriz.
Türkiye’de özellikle geçmiş dönemlerde kadın oyuncuların kamuoyundaki görünürlüğü çoğu zaman özel hayat, evlilik, güzellik ve magazin üzerinden değerlendirilebiliyordu.
Oysa Perran Kutman’ın mesleki hikâyesine baktığımızda başka bir tablo görüyoruz.
Tiyatro eğitimi almış bir oyuncu…
Yıllarca sahne deneyimi kazanmış bir sanatçı…
Sinema filmlerinde farklı karakterler canlandırmış bir isim…
Televizyonun değişen dönemlerine uyum sağlamış bir oyuncu…
Ve sonunda eğitim alanında kalıcı bir girişime imza atan bir kişi.
Bu, kadınların yalnızca “duygusal” veya “ilişkisel” roller üzerinden değerlendirilmesinin ne kadar eksik olduğunu gösteriyor.
Aynı şekilde erkeklerin yalnızca “mantıklı ve çözüm odaklı” kişiler olarak görülmesi de gerçek hayatı açıklamaz.
Koral Sarıtaş'ın müzisyen kimliği, Perran Kutman'ın oyunculuk kariyeri ve birlikte kurdukları yaşam üzerinden düşünüldüğünde, yaratıcı mesleklerin her iki cinsiyet için de farklı çalışma biçimleri barındırdığını görmek mümkün.
Sanatın kendisi zaten tek bir karakter özelliğine sığmayacak kadar karmaşıktır.
Koral Sarıtaş ile Birlikte Anılan Soyadının Hikâyesi
“Perran Kutman Sarıtaş” ifadesinin kafa karıştırmasının nedeni de büyük ölçüde burada.
Perran Kutman'ın ilk evliliği sinema ve tiyatro oyuncusu Hüseyin Kutman ile oldu. Bu evlilik sona erdikten sonra müzisyen Koral Sarıtaş ile evlendi. Kaynaklarda Koral Sarıtaş’ın sanatçının eşi olduğu doğrulanıyor. Hürriyet+1
Fakat bugün “Perran Kutman Sarıtaş” dendiğinde karşımıza çıkan en belirgin kurumsal yapı, Sancaktepe’deki eğitim kurumudur.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü bazen internette bir isim farklı sayfalarda farklı anlamlarla kullanılabiliyor. Biyografi araştırırken yalnızca arama sonuçlarına bakmak yerine resmî kurumların bilgilerini kontrol etmek bu nedenle önemli.
MEB’in okul sayfası, kurumun gerçekten mevcut olduğunu ve eğitim faaliyetlerini sürdürdüğünü açık biçimde gösteriyor. perrankutmansaritasilkokulu.meb.k12.tr+1
Bir İsmin Ekrandan Çıkıp Sokağa Karışması
Şimdi hikâyenin başına dönelim.
Bir akşam televizyon ekranında Perran Kutman'ı izlediğinizi düşünün.
Belki Perihan Abla'yı görüyorsunuz.
Belki Hayat Bilgisi'ndeki Afet Güçverir karakterini.
Belki eski bir Yeşilçam filminde karşılaşıyorsunuz.
Sonra yıllar geçiyor.
Ve o isim bu kez bir okul tabelasında karşınıza çıkıyor.
İşte burada sanatın toplumla ilişkisi değişiyor.
Ekrandaki kişi artık yalnızca izlenen bir oyuncu değil.
Adı bir binanın üzerinde.
O binadan her gün yüzlerce öğrenci girip çıkıyor.
Çocuklar bahçede oynuyor.
Öğretmenler ders anlatıyor.
Veliler çocuklarını okul kapısından uğurluyor.
Ve muhtemelen o çocukların bir kısmı Perran Kutman'ın kim olduğunu bile bilmiyor.
Bence bunun içinde çok güzel bir ironi var.
Bir sanatçı, yıllarca insanların evlerine televizyon ekranından konuk oluyor.
Sonra adı, çocukların geleceğine açılan bir kapının üzerine yazılıyor.
Peki Asıl Miras Nedir?
Perran Kutman’ın hikâyesine yalnızca “ünlü oyuncu” başlığıyla bakarsak önemli bir bölümü kaçırmış oluruz.
Onun hayatında tiyatro var.
Yeşilçam var.
Televizyon var.
Komedi var.
Toplumsal gözlem var.
Ve eğitim var.
Özellikle eğitim kısmı, sanatçının kamuoyundaki imajını başka bir noktaya taşıyor.
Çünkü sanatçıların toplum üzerindeki etkisi yalnızca oynadıkları karakterlerle sınırlı değil.
Bazen söyledikleri bir söz…
Bazen oynadıkları bir karakter…
Bazen de yaptıkları bir sosyal yatırım yıllarca etkisini sürdürebiliyor.
Perran Kutman’ın okul projesini anlatırken eğitime katkı sunma arzusunu özellikle vurgulaması da bu açıdan anlamlı. KOMPAS.com
Forumun Asıl Sorusu: İnsan Nasıl Hatırlanmalı?
Buraya kadar geldiyseniz size bir soru bırakmak istiyorum:
Bir insanı geride bıraktığı filmlerle mi hatırlarız?
Kazandığı ödüllerle mi?
İnsanların onun hakkında söylediği güzel sözlerle mi?
Yoksa hiç tanımadığı insanların hayatına dokunduğu yerlerle mi?
Perran Kutman'ın hikâyesi bu soruya ilginç bir cevap veriyor.
Çünkü onun adı hem televizyon tarihinin önemli karakterlerinden biriyle hem de eğitimle yan yana geliyor.
Bir tarafta “Perihan Abla” var.
Mahalle…
Komşuluk…
Dayanışma…
İnsanların birbirinin hayatına dokunması…
Diğer tarafta bir okul var.
Çocuklar…
Öğretmenler…
Gelecek…
Toplumsal hareketlilik…
Bu iki dünya aslında birbirinden o kadar uzak değil.
Perihan Abla'nın mahallesinde insanların hayatına dokunmak neyse, bir okulun geleceğe dokunması da biraz buna benziyor.
Biri küçük ölçekte toplumsal dayanışmayı anlatıyor.
Diğeri uzun vadeli toplumsal yatırımı.
Ve belki Perran Kutman'ın hikâyesini ilginç yapan şey tam da bu geçiş.
Son Perde: Tabela, Sahne ve Gelecek
Bir tiyatro salonunun ışıkları söndüğünde oyun biter.
Televizyon kapatıldığında bölüm sona erer.
Sinema salonundan çıkıldığında film geride kalır.
Ama eğitim farklıdır.
Bir okulun kapısından giren çocuk, yıllar sonra başka bir kapı açabilir.
Bu nedenle Perran Kutman'ın hikâyesini yalnızca bir oyuncunun kariyeri olarak okumak eksik kalıyor.
1967’de tiyatro sahnesine çıkan genç bir oyuncudan, Yeşilçam'ın sevilen yüzlerinden birine; oradan Türkiye'nin televizyon hafızasında yer eden karakterlere ve sonunda bir okulun adına uzanan bir yol var. Profesyonel tiyatro başlangıcı ve kariyerinin çeşitli aşamaları farklı biyografik kaynaklarda da doğrulanabiliyor. Haberler+1
Bugün Sancaktepe’deki okulun tabelasında “Perran Kutman Sarıtaş” adını gören bir öğrenci belki bu hikâyenin tamamını bilmiyor.
Belki ileride öğrenecek.
Belki de hiç öğrenmeyecek.
Ama asıl mesele belki de bu değil.
Çünkü bazı miraslar, sahibinin kim olduğunu bilmeden de yaşamaya devam eder.
Bir çocuk sınıfa girer.
Bir öğretmen ders anlatır.
Bir öğrenci kitap açar.
Bir başkası hayal kurar.
Ve yıllar sonra o çocuklardan biri dönüp baktığında, hayatının bir yerinde kendisine bırakılmış görünmez bir katkı olduğunu fark edebilir.
Perran Kutman'ın hikâyesini benim için ilginç kılan taraf tam olarak burası.
Sahne insanları görünür kılar; eğitim ise görünmeyen geleceği hazırlar.
Belki de gerçek mesele, bir insanın ne kadar ünlü olduğu değil.
Kendisi sahneden çekildikten sonra adının hangi iyiliğin içinde yaşamaya devam ettiğidir.
Sizce bir sanatçının topluma bırakabileceği en değerli miras nedir: unutulmayan bir karakter mi, yıllarca hatırlanan bir eser mi, yoksa hiç tanımadığı insanların geleceğine yapılan bir katkı mı?
Burada Perran Kutman’ın kadın bir sanatçı olarak kariyerine de başka bir açıdan bakabiliriz.
Türkiye’de özellikle geçmiş dönemlerde kadın oyuncuların kamuoyundaki görünürlüğü çoğu zaman özel hayat, evlilik, güzellik ve magazin üzerinden değerlendirilebiliyordu.
Oysa Perran Kutman’ın mesleki hikâyesine baktığımızda başka bir tablo görüyoruz.
Tiyatro eğitimi almış bir oyuncu…
Yıllarca sahne deneyimi kazanmış bir sanatçı…
Sinema filmlerinde farklı karakterler canlandırmış bir isim…
Televizyonun değişen dönemlerine uyum sağlamış bir oyuncu…
Ve sonunda eğitim alanında kalıcı bir girişime imza atan bir kişi.
Bu, kadınların yalnızca “duygusal” veya “ilişkisel” roller üzerinden değerlendirilmesinin ne kadar eksik olduğunu gösteriyor.
Aynı şekilde erkeklerin yalnızca “mantıklı ve çözüm odaklı” kişiler olarak görülmesi de gerçek hayatı açıklamaz.
Koral Sarıtaş'ın müzisyen kimliği, Perran Kutman'ın oyunculuk kariyeri ve birlikte kurdukları yaşam üzerinden düşünüldüğünde, yaratıcı mesleklerin her iki cinsiyet için de farklı çalışma biçimleri barındırdığını görmek mümkün.
Sanatın kendisi zaten tek bir karakter özelliğine sığmayacak kadar karmaşıktır.
Koral Sarıtaş ile Birlikte Anılan Soyadının Hikâyesi
“Perran Kutman Sarıtaş” ifadesinin kafa karıştırmasının nedeni de büyük ölçüde burada.
Perran Kutman'ın ilk evliliği sinema ve tiyatro oyuncusu Hüseyin Kutman ile oldu. Bu evlilik sona erdikten sonra müzisyen Koral Sarıtaş ile evlendi. Kaynaklarda Koral Sarıtaş’ın sanatçının eşi olduğu doğrulanıyor. Hürriyet+1
Fakat bugün “Perran Kutman Sarıtaş” dendiğinde karşımıza çıkan en belirgin kurumsal yapı, Sancaktepe’deki eğitim kurumudur.
Bu ayrıntı önemli.
Çünkü bazen internette bir isim farklı sayfalarda farklı anlamlarla kullanılabiliyor. Biyografi araştırırken yalnızca arama sonuçlarına bakmak yerine resmî kurumların bilgilerini kontrol etmek bu nedenle önemli.
MEB’in okul sayfası, kurumun gerçekten mevcut olduğunu ve eğitim faaliyetlerini sürdürdüğünü açık biçimde gösteriyor. perrankutmansaritasilkokulu.meb.k12.tr+1
Bir İsmin Ekrandan Çıkıp Sokağa Karışması
Şimdi hikâyenin başına dönelim.
Bir akşam televizyon ekranında Perran Kutman'ı izlediğinizi düşünün.
Belki Perihan Abla'yı görüyorsunuz.
Belki Hayat Bilgisi'ndeki Afet Güçverir karakterini.
Belki eski bir Yeşilçam filminde karşılaşıyorsunuz.
Sonra yıllar geçiyor.
Ve o isim bu kez bir okul tabelasında karşınıza çıkıyor.
İşte burada sanatın toplumla ilişkisi değişiyor.
Ekrandaki kişi artık yalnızca izlenen bir oyuncu değil.
Adı bir binanın üzerinde.
O binadan her gün yüzlerce öğrenci girip çıkıyor.
Çocuklar bahçede oynuyor.
Öğretmenler ders anlatıyor.
Veliler çocuklarını okul kapısından uğurluyor.
Ve muhtemelen o çocukların bir kısmı Perran Kutman'ın kim olduğunu bile bilmiyor.
Bence bunun içinde çok güzel bir ironi var.
Bir sanatçı, yıllarca insanların evlerine televizyon ekranından konuk oluyor.
Sonra adı, çocukların geleceğine açılan bir kapının üzerine yazılıyor.
Peki Asıl Miras Nedir?
Perran Kutman’ın hikâyesine yalnızca “ünlü oyuncu” başlığıyla bakarsak önemli bir bölümü kaçırmış oluruz.
Onun hayatında tiyatro var.
Yeşilçam var.
Televizyon var.
Komedi var.
Toplumsal gözlem var.
Ve eğitim var.
Özellikle eğitim kısmı, sanatçının kamuoyundaki imajını başka bir noktaya taşıyor.
Çünkü sanatçıların toplum üzerindeki etkisi yalnızca oynadıkları karakterlerle sınırlı değil.
Bazen söyledikleri bir söz…
Bazen oynadıkları bir karakter…
Bazen de yaptıkları bir sosyal yatırım yıllarca etkisini sürdürebiliyor.
Perran Kutman’ın okul projesini anlatırken eğitime katkı sunma arzusunu özellikle vurgulaması da bu açıdan anlamlı. KOMPAS.com
Forumun Asıl Sorusu: İnsan Nasıl Hatırlanmalı?
Buraya kadar geldiyseniz size bir soru bırakmak istiyorum:
Bir insanı geride bıraktığı filmlerle mi hatırlarız?
Kazandığı ödüllerle mi?
İnsanların onun hakkında söylediği güzel sözlerle mi?
Yoksa hiç tanımadığı insanların hayatına dokunduğu yerlerle mi?
Perran Kutman'ın hikâyesi bu soruya ilginç bir cevap veriyor.
Çünkü onun adı hem televizyon tarihinin önemli karakterlerinden biriyle hem de eğitimle yan yana geliyor.
Bir tarafta “Perihan Abla” var.
Mahalle…
Komşuluk…
Dayanışma…
İnsanların birbirinin hayatına dokunması…
Diğer tarafta bir okul var.
Çocuklar…
Öğretmenler…
Gelecek…
Toplumsal hareketlilik…
Bu iki dünya aslında birbirinden o kadar uzak değil.
Perihan Abla'nın mahallesinde insanların hayatına dokunmak neyse, bir okulun geleceğe dokunması da biraz buna benziyor.
Biri küçük ölçekte toplumsal dayanışmayı anlatıyor.
Diğeri uzun vadeli toplumsal yatırımı.
Ve belki Perran Kutman'ın hikâyesini ilginç yapan şey tam da bu geçiş.
Son Perde: Tabela, Sahne ve Gelecek
Bir tiyatro salonunun ışıkları söndüğünde oyun biter.
Televizyon kapatıldığında bölüm sona erer.
Sinema salonundan çıkıldığında film geride kalır.
Ama eğitim farklıdır.
Bir okulun kapısından giren çocuk, yıllar sonra başka bir kapı açabilir.
Bu nedenle Perran Kutman'ın hikâyesini yalnızca bir oyuncunun kariyeri olarak okumak eksik kalıyor.
1967’de tiyatro sahnesine çıkan genç bir oyuncudan, Yeşilçam'ın sevilen yüzlerinden birine; oradan Türkiye'nin televizyon hafızasında yer eden karakterlere ve sonunda bir okulun adına uzanan bir yol var. Profesyonel tiyatro başlangıcı ve kariyerinin çeşitli aşamaları farklı biyografik kaynaklarda da doğrulanabiliyor. Haberler+1
Bugün Sancaktepe’deki okulun tabelasında “Perran Kutman Sarıtaş” adını gören bir öğrenci belki bu hikâyenin tamamını bilmiyor.
Belki ileride öğrenecek.
Belki de hiç öğrenmeyecek.
Ama asıl mesele belki de bu değil.
Çünkü bazı miraslar, sahibinin kim olduğunu bilmeden de yaşamaya devam eder.
Bir çocuk sınıfa girer.
Bir öğretmen ders anlatır.
Bir öğrenci kitap açar.
Bir başkası hayal kurar.
Ve yıllar sonra o çocuklardan biri dönüp baktığında, hayatının bir yerinde kendisine bırakılmış görünmez bir katkı olduğunu fark edebilir.
Perran Kutman'ın hikâyesini benim için ilginç kılan taraf tam olarak burası.
Sahne insanları görünür kılar; eğitim ise görünmeyen geleceği hazırlar.
Belki de gerçek mesele, bir insanın ne kadar ünlü olduğu değil.
Kendisi sahneden çekildikten sonra adının hangi iyiliğin içinde yaşamaya devam ettiğidir.
Sizce bir sanatçının topluma bırakabileceği en değerli miras nedir: unutulmayan bir karakter mi, yıllarca hatırlanan bir eser mi, yoksa hiç tanımadığı insanların geleceğine yapılan bir katkı mı?